İş Bulunca Geçiyormuş

Neymiş bu iş bulunca geçen?

-Varoluş sancısı.

Bu kelimeye son zamanlarda o kadar gıcık olmaya başladım ki… Ben neye çok maruz kalsam ondan nefret eden bir insanım. Sırf aşırı reklam yaptılar diye, her yerde reklamlarını görmekten bıktım diye bir tane alışveriş sitesini kara listeme ekledim mesela. Ömrümün sonuna kadar da oradan alışveriş yapmayı düşünmüyorum.

Neyse, konuyu dağıtmayayım. Varoluş sancısından konuşuyorduk. Bu kelimeyi özellikle internet mecralarında görmekten gına geldi. Bizim Türk halkı bir anda nihilist, varoluşçu, aristokrat bir havaya büründü de benim mi haberim yok acaba diye düşünmeden edemiyorum.

Fakat bu varoluş sancısı denen buhranı ben de herkes gibi geçiriyordum işsizken. Hem bu kelimeyi sürekli görmekten sıkıldığım için gıcık oluyor, hem de kendim de varoluş sancısı çekiyordum. Sonra kendime de sinir oluyordum. Keçileri kaçıracaktım!

Ama şunu fark ettim varoluş sancısı denen meret adı üstünde var olmak ve var olmanın getirdiği dayanılmaz anlamsızlık üzerine kurulu ve tüm bu somut meşgalelerden bağımsız bir sancı. Oysa ben işsizdim ve çeksem çeksem parasızlık sancısı çekebilirdim.

Bizim gibi proleterlerin ne haddine varoluş sancısı çekmek?

Madem işsizim bunun üzerine gideyim ve düşüneyim biraz dedim. Düşündüm de.

Tamam işsiz ve parasızdım. Şu pandemi sürecinden dolayı ben de herkes gibi sıkıntıya girmiştim ama ben parasızlıktan ziyade düpedüz varoluş sancısı çekiyordum.

Mert dedim, kendine gel sen işsiz ve parasız olduğun için bunalıyorsun bırak şu varoluş maroluş işlerini dedim ama dinletemedim kendime.

varoluş sancısı

Sonra anladım ki hakikaten ciddi manada varoluş sancısı çekiyormuşum.

Meğersem kendimi boş bırakmaya gelmiyormuşum. Sırf para uğruna zamanımı ve bedenimi bana belirtilen mekanda belirtilen boktan işler -bana göre tüm işler boktan.- uğruna harcamak bile bana boş durmaktan iyi geliyormuş.

Bunu anladım anlamasına ama hala inanmıyorum.

Yani bu konuda kendimi anlıyorum, katılıyorum ama aynı zamanda haksız buluyor ve kendime inanmıyorum da.

İnanmak istemememden kaynaklı sanırım bu. Çünkü ben hiçbir zaman ne iş olursa olsun çalışmaktan hazzetmedim. Çalışmayı sevmiyorum. Net olarak, evet sevmiyorum.

Ama çalışmadığım zamanlarda da boş durduğum zaman kendime sarıyorum. Düşünecek binlerce şey buluyorum, kendimi hırpalıyorum, karaciğerimi alkole yatırıyorum…

Ben çok zekiyim demiyorum, kafam çok çalışıyor demiyorum ama şu beynimin keşke güç tasarruf modu olsaymış da böyle zamanlarda beynimi düşük enerjiyle kullansaymışım diyorum.

Ben ne çekiyorum kendimden bir bilseniz.

Ezcümle iş buldum işte. Borçlar, şunlar bunlar dünyevi şeyler halledildi. Varoluş sancım da minimum düzeye indi.

Bu sefer de neden çalışıyoruz, çalışmak için mi dünyaya geldik, hayata bir defa geliyoruz vs temalı şeyler düşünüyorum işteyken ama yine de varoluş sancısından ve kendimi yiyip bitirmemden iyidir.

Ayrıca ben yalnızlığa bayılan bir insanım. Son birkaç aydır fırsatını bulmuşken hemen hemen kimseyle görüşmedim ve iyice mağara adamına döndüm. Olmayan sosyal yeteneklerim sıfıra inmiş. İş ortamında ekip arkadaşlarım ile iletişimim zorunlu olduğu için yine başka omurgalı hayvanlarla muhabbet edip biraz kendimi topluma alıştırmış oluyorum.

İş buldum bulalı buranın da pabucunu dama attım. Akşam yorgun yorgun gelince hiç içerik ekleyesim gelmiyordu ama bugün hazır fırsat bulmuşken buraya güncel durumumu karalayayım dedim.

Bu arada buranın pabucunu dama attım dememe bakmayın siz. O süreçte podcast yayını için mükemmel bir konuk ayarladım. Bir sonraki bölümde o sürpriz kişi ile birlikte olacağız. Atar mıyım hiç buranın pabucunu dama? canım blogum.

İçine değil, dışına kapanık.

2 yorumlar On İş Bulunca Geçiyormuş

  • İnsanı gerçekten hayata bağlayan şeyle karşılaşıldığı zaman (örneğin duygusal beraberlik) kafayı meşgul eden bu tür etkenlerden de kurtulunur sanırım. Çalışmak zevk hâline gelir. Tabiî yetenekle bağlantılı bir iş olursa…İnsanı gerçekten hayata bağlayan şeyle karşılaşmadıktan sonra, sahte gündemlerle daha çok hırpalanır kişi. Çünkü doldurmaya uğraştığı boşluğun hakkını veremiyordur. Boşluğu alâkasız ve yersiz şeylerle doldurmaya çalışarak kendini oyalıyordur can sıkıntısından. Yaşamadığımız mevzular değil. Tecrübe konuşuyor.

Bir yanıt bırakın:

Your email address will not be published.

Site Footer