Kurutulmuş İnsanlar

Küçükken köyde yetiştirdiğimiz meyveleri kurutur, kışın tekrardan yerdik. Ben hiç yemek istemezdim dış görünüşlerinden dolayı. Çok buruşuk gelirdi gözüme. Bir gün babaannem bana, kurutulmuş meyvelerin taze meyvelerden daha faydalı olduğunu söyledi. Bu cümle çocuk hafızamda yer edindi edinmesine ama hiç inanmadım.

Yine bir gün hikaye kitaplarımdan birini okurken -kitap buruşuk bir kitaptı- kitabı kurutulmuş meyvelere benzettim. İçindeki insanları ise kurutulmuş insanlar olarak kodladım beynime. O zaman dank etti beynime bazı kurutulmuş şeylerin tazelerinden daha faydalı olabildiği gerçeği ve o günden sonra taze insanlardan ziyade kurutulmuş insanları daha çok tüketmeye gayret gösterdim.

İnsanları tüketmek demişken bu konuya açıklık getirmek istiyorum biraz. Malum içinde bulunduğumuz çağda ancak bir şeyleri tüketerek mutlu olabiliyoruz. Bedenimiz entropiye karşı koymak için durmadan yiyecek tüketirken benliğimiz ise farklı nedenlerden dolayı farklı insanları veya farklı durumları tüketiyor. Bu durumları veya bu insanları bulamadığımızda yoksunluk yaşıyoruz.

Dünyayı çok uzaktan bir pencereden izlemiş olsaydık, kendi kuyruğunu yiyen bir yılan olarak görebilirdik.

Bir yanımız üretirken bir yanımız tüketmekle uğraşıyor. Sabahları işe gidip üretirken akşamları tüketmeye başlıyoruz. Daha çok üretip daha çok para kazanıp daha çok tüketebilmek için yaşıyoruz. Bu kısır döngü sürmeye devam ediyor. Kendimizi o kadar kaptırmışız ki, hiç şöyle bir çekilip bakamıyoruz, sorgulayamıyoruz biz ne yapıyoruz diye.

Böyle bir ahvalin içerisinde iken birbirimizi tüketmemiz kaçınılmaz olacaktı tabi ki de. Nitekim öyle de oldu. En basitinden hayatımızda bir arada olmak zorunda olduğumuz insanlar ve o insanlarla geçirilmesi gereken zamanlar var. Okul yılları veya iş ortamı buna örnek verilebilir. İşte bu zamanlarda zamanla beraber o insanları da tüketiyoruz ve bittiğinde ayrılıyoruz, bir daha hiçbiri ile görüşmüyoruz. Zaten hayat tanıdığımız her insanla iletişimde kalabilmemiz için çok kısa. Tüm bunlar olurken sadece tüketen değil zaman tarafından tüketilen faktör olmak da cabası.

Küçükken oyuncaklarımız arabalar ve bebekler iken şimdi bebekler ve arabalarımız birer araç, oyuncaklarımız birbirimiz olmuş vaziyette.

Şöyle bir arkama yaslanıp tüm gözlemlerimi gözümün önüne getirdiğimde ortaya çıkan durum mide bulandırıcı. Tatmin olmak için atılan taklalar, tatmin edilebilmek için kalkılan amudlar… Hepsi oldukça göz önünde ve oldukça doğal karşılanıyor.

kurutulmuş insanlar

Kendime küçük bir uyarı!

Öhöm… Konular birbirine girdi, klavyem düşüncelerimden yavaş kaldığı için geride kalıyorum. En son kurutulmuş insanları tüketmekten bahsediyordum. Kurutulmuş kelimesi üzerinde emek ve zaman faktörü olan bir kelime gibi geliyor kulağıma. Dolayısıyla ortada bir zahmet var. Zahmet ise çağımızın, hızlı tüketimin moda olduğu çağımızın en sevmediği şeylerden birisi. Arz talep eğrisinde oldukça yerlerde kalan bir niş pazar zahmet. Yine de tüm bunlara rağmen zahmetin peşinde olan insanlar var tıpkı benim gibi.

Bir şeyleri kurutmak o şeyi hacim olarak küçültüp yoğunluk olarak arttırmaktır aslında. Kitaplar da böyle. Buruşuk, kurutulmuş, küçültülmüş ve en önemlisi zahmet edilmiş. Bunları tüketmek taze insanlardan daha iyi geliyor artık.

Bazı şeyleri sindire sindire tüketebilmeniz dileğiyle.

Bazı şeyleri kurutup daha sonra tekrar hatırlayabilmeniz, kurutulmaya değer insanlar biriktirebilmeniz dileğiyle.

İçine değil, dışına kapanık.

Bir yanıt bırakın:

Your email address will not be published.

Site Footer